F.S. BODENHEIMER'IN KİTABI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER
🎬 AnaArıcı yapay zekâ seslendirmeli video

Bodenheimer'ın '' Türkiye'de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler '' adlı 1942 basımlı çalışması, Türkiye arıcılığı hakkında yapılmış ilk araştırma kitabıdır. Kitap içinde ;– Türkiyenin bal ve balmumu ihracatı
— İllere göre arıcılığın durumu ve tetkikler yer almaktadır.

Bu kitapta okuduğum ve önemli gördüğüm kısımları, kendi düşünce ve yorumlarımla başlıklar halinde sizlerle paylaşacağım.
'' Türk köylüsü arıyı sever ve ileride de izah edeceğimiz gibi arıcılık, Anadolu'da öteden beri yerleşmiş olan bir sanattır. Fakat bugün arılığa ya pek az bakılmakta yahut da hiç bakılmamaktadır. birkaç bal peteği almaktan, mevsiminde de oğul toplayıp yerleştirmekten, başka kovanlara hiç itina edilmemektedir. Osman imparatorluğu rejimi altında, şartlar bu günkülerden de beterdi. Bütün zirai ürünlerden «öşür» adı ile onda bir (1/10) vergi alındığı halde arı oğulundan vergi almıyor; yalnız eski ve yaşlı kovanlardan vergi alınıyordu. Bunun neticesi olarak bal mevsimi nihayete erince, arılar imha ediliyordu. Bütün bal ve balmumları toplanıyordu. Bu vaziyet, birçok yerlerde, yalnız oğul beslemek itiyadını doğurmuştu. ''
Türkiye'de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler, I. bölüm Mukaddime
Yukarda yapılan tespiti okuyunca, bazı yapılan hatalı uygulama ve vergilerin büyük olumsuzluklar yaratabileceğini de görüyoruz. Arıcılıktan alınan öşür vergisi uygulamasının, yeni senenin oğullarını kapsamaması nedeniyle, mevcut kovanlarına vergi vermek istemeyen arıcılar yıl sonu bal hasadından sonra mevcut bütün arılarını öldürüyorlardı. Yeni sene, tekrar arıcılığa devam edebilmek için doğada kaçak yaşayan oğul ve eski anaları yakalamaya çalışıyorlardı.
Çok uzun yıllar bu şekilde devam eden, doğada arı yakalama ve oğulla arı çoğaltma uygulamaları, Anadolu arısının oğul eğiliminin bu denli fazla olmasına sebep olmuş olabilir. Yani, istemeden de olsa tersine bir ıslah mekanizması işletilmiş, arılar insan eliyle yozlaştırılmış olabilir.
Balın köy ekonomisindeki rolü oldukça mühimdir. Anadolu'nun birçok mıntıkalarında bal halk tarafından yenilen yegâne veyahut başlıca tatlı teşkil etmektedir. Üzüm yetişen mahallerde, bu ehemmiyeti, pekmezle, buna mümasil meyve usarelerinden yapılan tatlılar paylaşmaktadır. Fakat şurası da hiç şüphe götürmez ki, şeker köylü için çok pahalıdır. Bay Celâl Davut, Anadolu halkı tarafından baldan yapılan bazı tatlılar hakkında şu malûmatı vermiştir : «Bal, Anadolu halkının yegâne, yahut da başlıca tatlısıdır. Bunu ya olduğu gibi yerler. yahut da bundan türlü türlü tatlılar yaparlar. Bunlardan biri de «bal ekmeği» dir; Bal unla karıştırılarak, mütecanis bir hamur haline gelinceye kadar iyice yoğurulur ve küçük küçük ekmekler yapılarak fırında pişirilir. Pişince bu ekmekler hafif bir esmer renk alır. Lezzetleri ise, pek iyi tasavvur edileceği gibi, enfes'dir. Baldan yapılan başka bir tatlı da, kestane tatlısıdır. Kestaneler suda kaynatılır, soyulur, temizlenir ve iyice dövülerek bir tepsinin üzerine yayılır. Bunun üzerine bal dökülerek iyice karıştırılır. Bu tatlı, ekseriya Anadolu'nun daha zengin sınıfları tarafından ziyaretçilere ve misafirlere ikram olunur.» ''
Türkiye'de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler, VII. bölüm sayfa 91
Şekil 8: İçi dolu yuvarlaklar: A. m. caucasica ; Kafkas arısı , Mıntıka I
Küçük noktalar : A. m. caucasica/remipes ; Kafkas/Trans Kafkas melezleri, Mıntıka II
İçi boş yuvarlaklar: A. m. remipes ; Trans Kafkas arısı (İrano-Turan), Mıntıka III
Artı işaretleri: Marmara denizi çevresinde olup henüz tespit edilmemiş ırklar,
Ortası çizgili kareler : A. m. syriaca/remipes ; Suriye/ Trans Kafkas melezleri, Mıntıka VI
Türkiye'de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler, VI. bölüm sayfa 76
Bodenheimer'a göre Türkiye'nin kendine has bir arı ırkı yoktu. Marmara bölgesindeki arılar, karniyol melezlerine benziyordu. Batı bölgesindeki arılar ise Akdeniz arılarının (Yunan, Adalar, İtalyan,…) bir karışım meleziydi. Orta Anadolu arısı, ona göre Trans kafkas arısıydı. Karadeniz bölgesi kafkas meleziydi. Akdeniz bölgesi ve Güneydoğu, Suriye arısı ve melezlerinden oluşuyordu.
Kitapta, Türkiye'de ırklar üzerine yapılan tahminlerin yanlışlığı zamanla ortaya konmuştur. Brother Adam, 1950 'li yıllarda kitabı okumuş ve daha sonra şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur; "Bodenheimer'ın kitabını okudum. Fakat yine de küçük Asya'ya (=Anadolu'ya) seyahatimi gerçekleştirdim. Eğer, Bodenheimer'ın yazdıklarına inanıp gitmeseydim, bugün çok şeyler kaybetmiş olacaktım".
Bodenheimer'ın Sinop arısı üzerine tahmini şöyleydi; " Sinop arılarının, Orta Anadolu'nun (A. m. remipes) arısı ile Boz Kafkas arısı (A. m. caucasica) arasında bir nevi piç (melez) olmaları muhtemeldir. Gayet uzun olan dilleri ve 3. tergit üzerindeki küçülmüş sarı şerit, buna delalet etmektedir"
" Dışarıdan ithal edilmiş arı ırklarının mevcudiyeti meselesi, henüz tamamiyle halledilmiş değildir. Dr. Örsan (1938) Türkiye'ye birçok İtalyan, Kafkas ve Karniyol arılarının ithal edilmiş olduğunu ifade etmektedir. Bu müellif, bilhassa Bergama'da İtalyan arılarının bulunduğundan bahsetmektedir."
"Sorgu cetvelimizin bu sualine çok az cevap alınmıştır. İstanbul, İtalyan arılarının mevcudiyetini, Erzurum'da Kafkas arılarının mevcudiyetini bildirmişlerdir. Erzurum vilayeti raporu, ırk adı zikretmeksizin, yalnız arı ithalatından bahsetmektedir (ihtimal Kafkas arısı). Orta Anadolu'ya ehemmiyetli ithalat yapılmamış olduğu tahmin edilebilir."
" Bay İsmail Hakkı Arıcı, Bursa Ziraat mektebine İtalyan bey arıları getirildiğini ve fakat bu melezleştirmenin neticelerinin çok ehemniyetsiz olduğunu, müellife söylemiştir"
Türkiye'de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler, VI. bölüm sayfa 78
Kaynak: Pendore Blogu — çeviri/derleme. Hakan Bozkurt

